13 Eylül 2017 Çarşamba

Kafa Karıştıran Bir Dizi : UNDER THE DOME


   Bu yaz kitapçıda dolaşırken ismini görüp "Aaa kitabı mı çıkmış?" diye safça bir düşünceye kapılıp hatrıma gelen dizi.
   Konu ve anlatım olarak olağanüstü seçimleri olan ancak iyi ve kötü yönlerden bir sürü "ama, fakat ve ancak"lara sahip dizi..

  Öncelikle kitapçıdaki yanlış düşüncem şundan kaynaklı. Stephen King, 2009 yılında yayınlıyor bu kitabını. Bazı bilgilere göre 1023 sayfalık kitabı uzuuunca bir sürede yazıyor. Sonrasında kitap dizi haline getiriliyor. Benim düşündüğümse tam tersiydi.
   Konu olarak Chester Mill isimli kasabada birgün ani bir şekilde bir kubbenin oluşmasını anlatıyor. Kubbenin kim tarafından oraya konulduğu, neden o kasabanın seçildiği hiçbir şekilde anlaşılamıyor. Kubbe bir fanus şeklinde şeffaf olduğu için o sırada dışardan gelen araçlar, kubbeyi göremeyip ona çarpıyorlar. Dışardaki insanlarla içeridekiler birbirini duyamıyorlar,radyolar dış kanalları çekmiyor ve bazı aileler parçalanıyor. Tanıtım videosu için bir tık..
   Kubbenin üstünden bir uçağın geçerken parçalanması, üstüne kubbe gelen ineğin ikiye ayrılması vs etkileyici bir giriş oluşturuyor. İnsanın kafasında; Türk insanı bezeli bir taraf "bak bak kesin Amerika'nın oyunu bunlar,petrolden önemli bişiler vardır orda" diye politik hikayeler kurgularken, diğer taraf "Uzaylılar mı acaba? Kubbe giderek büyüyüp dünyanın tamamını mı alacak?" diye dünyanın sonunun geldiğine dair düşüncelerle oluşuyor. İlk sezon gayet merak uyandırıcı, fantastik anlatımla gerçekçilik uygun dozajlarda ilerliyor. Sonra ikinci sezona geçiyorsunuz, işler biraz daha merak uyandırıyor. Yeni karakterler çıkıyor ortaya. Fantastiklik biraz daha artıyor. Yine çok bir sorun yok. Fakat artık insanda "Eee hadi neymiş?" gibi hafif hızlanmasını bekleyen bir sabırsızlık uyandırıyor.
   3.sezon.. Ah o 3.sezon.. İnsanlar giderek kaynaklarının tükenmesi nedeniyle birbirlerine karşı iyice vahşileşiyor. Ama olay kubbeyi konu edinmekten çıkıyor. Kubbenin kaynağı olan bir yumurta, farklı dünyalarla kurulan bağlantılar, nerden çıktığı anlaşılmayan yeni karakterler, seçilmiş kişiler derken olayın tamamı fantastik bir hal alıyor. Oraya kadar dozajı iyi ayarlanmış kısma alışan seyirci artık tamamen gerçekdışı olan diziyi görünce büyük bir hayalkırıklığına uğruyor. Ve benim gibi bazıları sonuna kadar gelemeyip pes ediyor.
   O kadar emek edip, sabredip oraya kadar geldiğim diziyi mümkün değil bırakmazdım. Ama düşünün artık kopukluğu...
   Bir sürü yoruma göre kitap çok daha güzel ve akıcı bir anlatıma sahipmiş. Ve diziden farklı olarak aslında çok daha derin bir konuyu anlatmaya çalışıyormuş. Belki öncesinde kitabı okusaydım bu kadar garip gelmeyecekti anlatılanlar. Dizinin kafa karıştıran iyi kısmıysa hala 'acaba sonunda noldu ki..seyretsem mi?' gibi bir çekicilik barındırması. Ama ben kitabı okumaya karar verenlerdenim. O zaman belki farkı da anlatabilirim.
   Bu diziye devam etme isteği sadece bende mi oluştu merak etmiyor değilim :)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Klavyeye değen parmaklarınıza sağlık :)